|
“Kalbur” un dışında oluşan yeme içme
içme dünyası ile ilgili görüş ve düşüncelerimizi,
izlenimlerimizi, eleştiri ve övgülerimizi sizlerle paylaşmak
istiyoruz. Bu amaçla bu sayfamızda Ankara Kültür Sanat Haritası
dergisinde her ay yayınlamakta olan yazılarımızdan bazılarını
bulacaksınız.
****
BİR BAĞBOZUMU GÜNCESİ
Tarih:26 Ağustos 2005 Cumartesi, Saat :
08:30, Yer: Swissotel – İstanbul’un Lobisi...
Doluca Şarapçılığın Bağbozumu Gezisine katılmak üzere toplanan
şarap severler ... Gözlerde sabah saatlerinin mahmurluğuna
karışan merak ve gizemli bir güne başlanacak olmasının tatlı
heyecanı. Doluca görevlilerinin sempatik tavırları ile doruğa
çıkan konukseverliklerinin başlangıç dakikaları... Yudumlanan
kahvelerin ardından özel donanımlı otobüsle Mürefte’ ye
hareket...
İstanbul arkada bırakılırken, sanki çirkin yapılaşmayı,
gecekondulaşmayı, çarpık kentleşme örneklerini görmemiz
istenmiyormuşçasına başlatılan kahvaltı ikramı... Çaylar,
kahveler, meyve suları .... Kahvaltı tabağı, börekler,
poğaçalar, croissant, danish vs. Hem de Swissotel ayrıcalığı ve
Swissotel servisi ile...
Dağıtılan gezi programı dosyasında bulunan ve yörenin tanıtımını
içeren bilgilerin incelenmesi süreci sonunda Tekirdağ’a varış...
Yöreye uzanan yolda kat edilen mesafe artık yolun yarısıdır.
Asıl serüven, doğayla yüzleşme, amaca yoğunlaşma şimdi
başlayacaktır.
Şarköy ayrımından sonra, denize ulaşmak için kendi mecrasını
oluşturan bir ırmak gibi inşa edilen yol, Türk Karayolları
ağının en önemli eseri olmalı. Sanki çevresindeki tarlalara,
bahçelere, bağlara, köylere zarar vermemek gibi bir misyonu
yüklenmiş... Ve bu yol zeytinlikler, bağlar, ayçiçeği, kavun,
karpuz, mısır tarlaları ile bir değişimin habercisi, müjdecisi
olmakta yolculuk boyunca...
Artık Şarköy’ü görmektesiniz ufukta, yolun denizle kucaklaştığı
bir turistik kasaba. Denize paralel bir cadde, caddenin sağında
ve solunda ki pansiyonlar, moteller, küçük otellerde yazlıkçı
manzaraları ... Denizle anayol arasında büyükçe bir meydan,
meydanın sol tarafında kameriyelerle çevrili şirin bir bahçe
içinde Deniz Restaurant. Özenle hazırlanmış bir masanın
çevresindeyiz artık. Kadehlerimizde Doluca Antik Beyaz Şarap.
Antik çağlardan beri şarapçılıkla uğraşan bu bölgede ANTİK
isimli şarapla karşılanmamızı; Doluca ailesinin tarihe
saygısının bir ifadesi... Patlıcan salata, söğüş ve patates
salatası ile başlayan öğlen yemeğimiz paçanga böreği ve palamut
tava ile devam etmekte ... Yemekler güzel... Yeri gelmişken
Deniz Restaurantı’da kutlamak gerek. Yörenin sosyo ekonomik
yapısı dikkate alındığında Deniz Restaurantı alkışlamak
gerekiyor aslında ... Servisi için, temizliği için ve yemek
kalitesi için...
Artık Şarköy – Mürefte karayolundayız. Doluca Şarapçılık’ın
fabrikasına doğru yol alırken bir ustayı; işini, doğayı, üzümü,
şarabı, tarihi ve yöreyi seven bir ustayı Sayın Ebru GÖK
hanımefendiyi dinlemekteyiz...
Sayın GÖK, Adı Rumca binbir koku anlamındaki “Mirioftolos”
sözcüğünden gelen Mürefteye yaklaşılırken; önce bu bölgedeki
kurbağaların neden ayık dolaşmadıklarını anlatmakta, sonra da
Mürefte’de kişi başına yıllık ortalama şarap tüketimi hakkında
istatistiki bilgiler vermekte...
Antik çağlardan günümüze, bağcılığın ve şarabın tarihsel
gelişimi özetlenirken denizden tepelere doğru uzanan eşsiz
güzellikleri ve bu bağlar arasına serpiştirilmiş şarap
fabrikaları ile imalathaneleri seyrediyoruz ve kökleri antik
çağlara kadar uzanan şarapçılığın dinsel ve ekonomik engellere
rağmen gelişmesini , ayakta kalabilmesini, gelenekten geleceğe
çağdaş teknolojiler kullanılarak dünya kalitesine ulaşılmasını
sağlayan bir kaç aileyi şükran ve saygıyla anıyoruz...
Dede KUTMAN’ dan torun KUTMAN’ a tüm Doluca Ailesinin ne denli
büyük fedakarlıklarla, ne denli yüksek eforla, ne denli büyük
çabalarla, her türlü ekonomik, sosyal ve siyasal darboğazları
aşarak bu güne ulaştırdıkları DOLUCA TESİSLERİ’indeyiz artık.
Artık salkımdan kadehe şarabın yolculuğuna şahitlik yapacağız.
Fabrika girişinde Saroz Yarımadasındaki Sarafin bağlarından
toplanarak gönderilmiş bir kamyon Chardonnay Üzümü, kamyonun
kasasına paralel bir yürüyen bant ve üzerinde ıskartaları ayıran
görevliler. Banttan gönderilen salkımların çöpünden ve sapından
ayrılmasını sağlayan bir aparat ... Aparattan fabrikaya, şaraba
dönüşmenin ilk aşaması olan şıralama tanklarına doğru yolculuğa
çıkan üzüm taneleri... Dışarıdaki gözlemlerimizden sonra
aromatik, başdöndürücü, keskin ve uyarıcı bir atmosfere,
fabrikanın iç kısmına geçiyoruz. Bu bölüm adeta bir çelik tank
ormanı... Taneden, şıraya ; şıradan fermantasyona uzanan bir
dizi işlemin yapıldığı bölüm... Teknik ayrıntılar anlatılmakta
“cibre” den , şekerin alkole dönüşmesinden bahsedilmekte ve
“şıra” sunulmakta tadım için... Sonra dinlendirme bölümü...
Karakterine göre bir kısmı çelik tanklarda, bir kısmı ise meşe
fıçılarda uyumakta ve şişelenmeyi beklemekteler. Bir sonraki
duraklarında el değmeden şişelenecek ve mantarlanacaklar ve
tekrar uykuya dalacaklar belirlenen süreler için. Sonra
sofraları süslemek üzere evlere otellere ve lokantalara,
dağılacaklar... Karaflara boşaltılacaklar, havalandırılacaklar;
aromaları, güçleri, dolgunlukları belirginleşecek...
Yudumlanacaklar... Bazen neşe için, bazen mutluluk, bazen kederi
paylaşmak için ve çoğunlukla da romantizm için yudumlanacaklar
ve bazen de kendilerini tanımak için yudumlanacaklar. Tadım
odasında yaşadığımız gibi...
Beyaz şaraplarla başlıyoruz tadıma . Önce şarabı tanımaya
tanımlamaya çalışıyoruz. Sonra şarap yemek eşleşmesini
tartışıyoruz. Bir şaraptan öbürüne, beyazdan, kırmızıya,
meyvemsi olandan, serinletici olana, akıcı olandan, sert
içimlisine geçtikçe tadım odasında daha fazla kalabilmenin, daha
çok tadım yapabilmenin hesaplarını yapıyoruz. İster istemez.
En genci iki yıllık büyük bir çabanın ve çalışmanın, bir sevgi
ve fedakarlığın, bir aşkın, bir hayalin, büyük bir sorumluluğun,
bir sevdanın ürünü olan , yudumladıkça haz veren, mutluluk
veren, insanı daha sevecen, daha içten, daha romantik, daha
şiirsel, daha duygusal kılan, törenlerde, ayinlerde, düğünlerde,
toplantılarda, anlaşmalarda, barışmalarda baştacı olan şarabın,
şarapların önünde saygı ile eğiliyoruz.
Son durağımız; ismini ve amblemini doruktaki Doluca tepesinden
alan DOLUCA ŞARAPÇILIK’a ait Rıeslıng bağları... “Ekmek –
Zeytinyağı – Kekik” üçlemesi yanında sunulan Doluca Rıeslıng
Şarabı... Yarı tatlı, meyvemsi, ince aromalı ve akıcı olan
şarabı yudumladıkça dallardaki salkımların bir müddet önce şahit
olduğumuz yorucu yolculuğundan sonra, biz yorgunları nasılda
dinlendirdiğine şaşırıyoruz.
Bitmesini istemediğimiz bir rüya gibi bir günü geride bırakmanın
hüznü çöküyor üstümüze... Dönüş yolculuğu başlıyor... Sunulan
şaraplarla bu hüznün dağılmasına çalışılıyor ama nafile. Hüzün
çoğalıyor, çoğalıyor ve otobüsün küçük ekranından yükselen
BOCELLI’ nin aryalalarıyla doruğa ulaşıyor...
Hüznün doruğundan DOLUCA’ya selam olsun...
“DOLUCA” dorukta olsun... Sağolsun...
Mehmet TEKMEN |
|
You may easily turn up your nose upon first seeing this restaurant, which doesn't even have a sign on its door. However, incredible tastes are inside waiting for you. The only decoration is 8-10 tables, and rare Atatürk on the walls. The specialty of this restaurant is "the Taste".
Grilled meatballs, içli köfte, pastırma, sucuk, tandır, kokoreç, stuffed leaves are all names familiar to us. Then what is the difference?
"All dishes are made of fish!!"
If you are among those who ask "Why wouldl I eat fish in a city without a sea?", visit Kalbur as soon as possible. Naturally, that is, if you can find an empty table! You need to make a reservation for weekdays three or four days in advance, while a week prior reservation is recommended for weekends.
It is wise to leave the decision to Mehmet Bey, manager, when ordering your dishes, seeing as how you don't have any other choice. You mostly eat what Mehmet Bey serves you, instead of what you may choose. Please also keep in mind that he is a little bit crabby! If you don't finish the food you order, he makes a long, frowning face. Don't forget to taste the grilled meatballs made of shrimp. If they find it appropriate to serve you dessert, don't refuse.
Although rakı the traditional drink to accompany fish; Kalbur's new wine cellar is worth trying. Kalbur also sets tables in front of the building in the summer and when the weather permits. It is closed on Mondays and *credit cards are not accepted
|